AnadoluTayfası.Net ( ATN )
Ah dünya, sen neden böylesin.. Arada bir gülen görmesem, ölesim geliyor, ölesim..
Geri git   AnadoluTayfası.Net ( ATN ) > Sağlık Hakkında Herşey > Hastalık Çeşitleri

Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir

Hastalık Çeşitleri
Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir, Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir Lupus Hastalığı Hakkında Bilgi - Lupus Nedir - Lupus Tedavisi SLE’de böbreğin tutulma oranı, %35-90′dır. Klinik belirtiler. Orta derecede idrar anormallikleri (hematüri, proteinüri) olur. Glomerulonefrit tablosu görülür. Fulminan gidiş olabilir. Işık mikroskobu fazla bilgi vermez. 1. Minimal lupus giomeruler lezyonda İM normaldir. IFM’de . Ig ve G orta derecede mezanşiumda depolanmış olarak görülür. EM’de yer yer mezanşiumda elektrodens depozitler görülür. Orta ve Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir lupus hastaligi nedir, lupus hastalıgı resımlerı, lupus hastalığı, lupus hastalığı resimli, lupus hastalığı çeşitleri, lupus hastalığı öldürücü müdür, lupus hastalığı ölümcülmüdür, lupus olumculmudur, lupus çeşitleri, simetri nedir, sle hastalığı ölümcülmüdür, sle ölümcülmüdür, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
10-23-2010 12:00 Yazan: UzZMaN
Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir

Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir

Sponsorlu Bağlantılar

Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir Lupus Hastalığı Hakkında Bilgi - Lupus Nedir - Lupus Tedavisi


Lupus Hastalığı Ölümcülmüdür - Lupus Hastalığı Nedir

SLE’de böbreğin tutulma oranı, %35-90′dır. Klinik belirtiler. Orta derecede idrar anormallikleri (hematüri, proteinüri) olur. Glomerulonefrit tablosu görülür. Fulminan gidiş olabilir.

Işık mikroskobu fazla bilgi vermez.


1. Minimal lupus giomeruler lezyonda İM normaldir. IFM’de . Ig ve G orta derecede mezanşiumda depolanmış olarak görülür. EM’de yer yer mezanşiumda elektrodens depozitler görülür.

Orta derecede proteinüri, mikroskopik hematüri olur. GFH normaldir. Serolojik bulgular, ekstrarenal aktiviteye bağlıdır. (ANA, anti-DNA. C3 ve C4, dolaşım immun kompleksler (CIC). Lupusta C3. C4 azalır. CIC olmamalıdır, anti-DNA ve ANA yüksektir.


2. Mezanşial lupus glomerulo nefritinde olay mezanşiumda sınırlıdır. Hafif veya orta dereceli mezanşial hücre prolifera syonu ve mezanşial sklerozla karakterlidir. Ig. G. M. A ve C19. C3. C4 birikimi saptanır. EM’da elektron dens materyal mezanşiumda sınırlıdır.

GFH normaldir. Hipertansiyon bulunabilir. Bunun SLE’de böbrek tutulumunun öncüsü olduğu ileri sürülmektedir.


3. Fokal segmental lupus nefriti. Fokal segmental sellüler prolife-rasyon olur. Bu nekrozlu ve diffüz mezanşial hiperselülarite üzerine eklen-(Terbiyeden-Yoksunum)-miştir. Depozitler, mezanşial nefritten daha yoğundur. EM’da mezanşiumda ve subendotelyal bölgede elektron dens materyale rastlanır. Kapilerde de depozit olabilir (Nadiren).

%10-20 nefrotik sendrom gelişir. Genelde GFH iyi korunur. Lezyon olduğu gibi kalır, geriler ya da diffuz proliferâtif tipe dönüşür. Aktif hast. *ın serolojik bulguları (+)’tir. Kapiller yumakta tutulum var ise progresyon ağırdır.


4. Diffuz proliferâtif lupus nefriti. Endotel ve mezanşiumda diffuz proliferasyon vardır. Fokal selüler nekroz, hematoksinofilik cisimcikleri, fibrinoid nekroz gelişir ve subendotelyal depozitten dolayı bazal membran kalınlaşır. Buna wire-loop denir. Epitel, ekstrakapiller proliferasyon (kresent) vaskülit, interstisiyel nefrit olabilir.

Ig ve C depozitleri yoğundur. Bütün glomerulleri tutar. EM’de subendotelyal mezanşial depozit olur. intramembranöz de olabilir.


Aktif idrar sedimenti olur. Hematüri, proteinüri, progresif böbrek fonk, kaybı olur. GFH düşer. Nadiren anormallik bulunmayabilir. Kryoglobulinemi (+)’tir.


5. Membranöz lupus nefriti. Idiopatik membranöz glomerulonefrit’e benzer. Mezanşial depozit ve proliferasyon daha fazladır. Subepitelyal sahada Ig’ler ve C’dan oluşan elektron dens materyal biriktiğinden glomerül kapiller membranı kalınlaşır. Bazal membranda çıkıntılar olur. Protein kaybı fazladır. Hemen daima nefrotik sendrom gelişir. GFH başlangıçta normaldir. Sonra yetm, gelişir.


6. Sklerozan lupus glomerulonefriti. Glomerulde sklerozan ve proliferatif lezyonlar vardır. Ig’ler zayıf olarak (+)’tir. Sık olmasa da subendotelyal depozit olur.

Orta derecede böbrek hastalığı olanda ekstrarenal belirtilen kontrol için yapılan tedavi yeterlidir, (ilk 3 bu gruba girer). Düşük doz steroid, salisilat ve antimalaryal ilaçlar verilir. Patent nonsteroidal antiinflamatuarlar GFH’ı düşürdüğünden dikkatli verilmelidir. Tedavide amaç kompleman ve oto antikor, lan, normale getirmektir. Bu olmuyorsa tedavi böbreğe iyi gelmemiştir, denemez. Böbrek fonk. ‘ı araştırılmalıdır.


Orta dereceli lezyonlarda ve diffüz glomerulonefrit, gelişmeyende %85′ten az 10 yıl yaşar. Ekstrarenal belirtileri kontrol altına alınmış membranöz tipte prognoz iyidir. Diffuz olanda prognoz iyi değildir. Yüksek doz steroid verilir. Parenteral veya oral verilir. Parenteral olarak metilprednizolon kg, başına 10-20 mg, birkaç hafta-ay verilir. Oral kg, başına 1-2 mg, verilir. Daha sonra doz yavaş yavaş azaltılır. Belirtilerin en alt düzeye indiği en düşük dozla idameye geçilir.

Cevap olmazsa steroid sitostatik (Immuran siklofosfamid, klorambusil) uygulanır. Bu diffuz olanda başarılıdır. Ancak sklerozan tipte başarısızdır. Hemodializ ve transplantasyon bunlarda daha iyi sonuç verir.


Diffuzde steroid sitostatikle 5 yıllık yaşam %85′tir.

Ölüm, serebral tutulma, enf, ve diğer komplikasyonlara bağlıdır.

Hemodializle ekstrarenal belirtilerde hafifler. Otoimmun aktiviteyi azaltır.

Transplantasyon yapılabilir. Transplante edilen böbrekte yeniden lupus gelişmemektedir.

Sistemik Lupus Eritematozus


Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), sebebi bilinmeyen cilt, eklem, böbrek, kalp zarı, akciğer zarı gibi bir çok doku ve organ iltihabına bağlı çok sayıda bulgularla giden, değişik seyir gösteren ve çeşitli bağışıklık sistemi (immünolojik) anormalliklerle karakterize otoimmun, kronik sistemik bir hastalıktır.


İlk kez 1833’de Fransız dermatologu Biett tarafından hastalık kronik dermatolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıştır. Lupus terimi, latincede “wolf = kurt” anlamında olup lezyonun dokuyu tahrip edici özelliğini ifade etmektedir. Hastalığın sistemik olduğu 1872 yılında Kaposi tarafından fark edilmiştir. Hastalığın tanısında önemli bir bulgu olan “Lupus hücre” fenomeni 1948 yılında Hargraves tarafından tanımlandı. Daha sonra, otoantikor olan antinükleer faktörün, indirekt immunofloresan yöntemle 1957’de Frio tarafından gösterilmesi, SLE’nin otoimmun hastalık özelliğine ışık tutmuştur.


ETİYOPATOGENEZ


SLE hastalarında immun sistem her yönüyle anormaldir. Bu nedenle SLE patogenezinde hangi defektlerin esas olduğu bilinmemektedir. SLE’nin başlamasında ve devam etmesinde genetik olarak yatkın bireylerde çevresel faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Siyah ırkta, uzak doğuda ve Amerikan yerlilerinde, bazı ailelerde SLE sıklığında artma olduğu gösterilmiştir. Eğer bir aile bireyinde SLE varsa, tek yumurta ikizlerinde SLE gelişme riski yaklaşık %30 ve diğer birinci derece akrabalar için %5 artmıştır. Kalıtsal yatkınlık yanında, hasta ailelerinde otoimmun aktiviteyi yansıtan otoantikor pozitifliği ve supressör T hücre fonksiyonunda azalma genetik faktörlerin önemini desteklemektedir.


Çevresel faktörlerin genetik yatkınlığı olan bireylerde immun düzenlenme bozukluğunu tetikleyerek rol oynadığı düşüncesi ağır basmaktadır. Bu faktörler içerisinde özellikle viruslar, UV ışığı ve ilaçlar sayılabilir.


Prokainamid, hydralazin, diphenilhydantoin ve isoniazid gibi bazı ilaçlar antinükleer antikor yapımına neden olur ve klinik olarak lupusa benzer tablo görülebilir. Bu durum ilaca bağlı lupus veya lupus benzeri sendrom (lupus like syndrome) olarak bilinir. İnfeksiyöz ajanların çoğu immun stimülasyon ve sitokin üretimine sebep olurlar ve genetik yatkınlığı olan bireylerde lupusun ortaya çıkmasına neden olabilirler. SLE’de viral partiküllerin hücreler içinde görülmesi, antiviral antikorların yüksek olması, viral RNA ile reaksiyon veren anti RNA antikorlarının varlığı virusların rolünü kuvvetlendiren çalışmalardır.


SLE’de, doğumsal olarak kompleman proteinlerinin eksiklikleri bulunabilir. Bunlar arasında C2 eksikliği diğerlerinden daha sık görülmektedir. Kompleman eksiklikleri infeksiyonlara hassasiyet oluşturarak hastalığın başlamasında kısmen rol alabilir. Ayrıca tanımlanmış olan otoantikor yığınıyla, B hücre (antikor yapan hücre) hiperaktivitesinin SLE patogenezinde esas olduğu sürpriz oluşturmayacaktır.


Otoantikor aracılığı ile hastalık gelişmesinde iyi bilinen mekanizma, antijen antikor komplekslerinin dokularda depolanmasıdır. Depolanmalar özellikle damarlarda ve böbrekteki glomerüllerde gösterilmiştir. Hücre içi proteinlere ve nükleik asitlere karşı gelişen otoantikorlar ölü hücrelerden açığa çıkan antijenlere bağlanarak dolaşan immun kompleksleri oluştururlar. Antijen hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır ancak antikorun tipi sıklıkla IgG’dir. Immun komplekslerin dokularda depolanması kompleman aktivasyonuna ve iltihabi cevaba neden olur. Komplemanın C3a ve C5a komponentleri aracılığıyla iltihabi hücreler aktive olur, inflamatuar mediatörler salar, pıhtılaşma hücrelerinin aktivasyonu küçük pıhtı oluşumuna yol açar, reaktif oksijen metabolitlerinin üretimi, hidrolitik enzimlerin ve sitokinlerin salınımı direkt doku hasarına sebep olur. İmmun komplekslerin daimi varlığı, doku hasarının kronik olmasına yol açar. Klinik olarak damar iltihabı, kalp zarı iltihabı, akciğer zarı iltihabı, deri lezyonları ve böbrek iltihabı ile sonuçlanır. iltihaptan etkilenen organlarda skar oluşumu, fonksiyon kaybı görülür.


SLE gelişmesinde kadın cinsiyeti de önemli bir risk faktörüdür. SLE’li hastalar ve lupuslu fare modellerinde gösterilen östrojen (kadınlık hormonu) ve androjen (erkeklil hormonu) metabolizmasındaki anormallikler, özellikle östrojenin patogenezdeki önemli rolü artık günümüzde ortaya çıkarılmıştır.


GÖRÜLME SIKLIĞI


SLE nadir bir hastalık değildir. Son yıllarda hassas immunolojik testlerin gelişmesi, özellikle antinükleer antikor(ANA), anti-DNA antikorları ve kompleman tayinleriyle hastalığın hafif formlarının tanınması, insidans ve prevalansda (görülme sıklığında) artışa yol açmıştır. Hastalık prevalansının yüz binde 15-50 olduğu rapor edilmiştir. Farklı coğrafik bölgelerde daha düşük veya yüksek riskli toplumlar vardır. Hastalık siyah ırkta, beyaz ırka kıyasla 3-4 katı daha fazladır.


SLE her yaşta ortaya çıkabilirse de, en sık 13-40 yaşları arasında görülür. Hastaların %90’ı doğurganlık yaşındaki kadınlardır. Kadın/Erkek oranı 9/1dir. SLE, çocuklarda ve yaşlılarda da görülür. Kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla üç katı fazladır.


KLİNİK BULGULAR


SLE’nin tipik başlangıcı sadece birkaç hastada görülür. Daha sık olarak hastalarda önceleri yorgunluk ve eklem iltihabı gibi bir veya iki bulgu vardır. Sonra SLE’nin diğer özellikleri gelişebilir. Hastalardaki tutulan organlar değişiktir ve tutulan organ sistemine göre hastalığın şiddeti değişir. SLE alevlenme ve düzelme ya da inaktif hastalık dönemleriyle karakterizedir. Tanı konduğunda çoğu hastada yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi temel bulgular vardır. Şimdi bütün bu bulguları birer birer inceleyelim.


SLE’li hastaların yaklaşık %90’ında ilk semptom artrit (eklem iltihabı) veya artralji (eklem ağrısı) dır. Çoğunlukla; simetrik, zaman zaman ortaya çıkan yumuşak doku şişliği ile birlikte artralji şeklindedir. Daha az sıklıkla poliartrit (birden fazla eklemin iltihabı) görülür. Tipik olarak el parmakları eklemleri, el bileği, dirsek ve ayak bilekleri tutulabilir. Çoğunlukla simetriktir. Sabah katılığı hastaların %50’sinde bulunur. Eklemdeki iltihabi bulgular geçici olabilir veya kronikleşebilir. SLE artritinde (romatoid artrit hastalığı için tipik olan) yıkıcı değişiklikler genellikle bulunmaz. Deformiteler muhtemelen kronik eklem tutulumuna bağlıdır.


Tenosinovit hastaların %10’unda görülür.


Kas ağrısı hastalığın başlangıcında hastaların 1/3’ünde bulunur,bir kısım hastada kas hassasiyeti vardır. Kas güçsüzlüğü ve kas dokusunda azalma da bulunabilir. Kortizon veya sıtma ilacı tedavisine bağlı kas hastalığı görülür.


Deri, saç ve müköz membran anormallikleri SLE’nin ikinci en sık görülen belirtileridir (Hastaların %85’inde). SLE’de birçok değişik tipte deri belirtileri görülebilir. Her iki yanak ve burun köprüsünü kaplayan, burun ve dudak arası oluklarda görülmeyen, kelebek şeklindeki kırmızımsı döküntü (malar rash) güneş ışığına maruz kalmaksızın da olabilir. Ancak güneş ışığıyla artabilir. SLE’li hastalarda ikinci sıklıkta görülen kırmızımsı döküntü vücudun herhangi bir yerinde olabilen deriden kabarık döküntüdür. Hastalığın sistemik alevlenmesinden önce sıklıkla deri lezyonlarının alevlenmesi söz konusudur. Yukarıda sözü edilen lezyonlara ilaveten ürtiker, bül (içi serum dolu kesecikler), livedo retikularis (harita tarzı görünüm), pannikülit (cilt altı yağ dokusu iltihabı), saç dökülmesi gibi diğer deri belirtileri de görülebilir. Sıklıkla ağrısız olan ağız içi mukoza ülserleri, yumuşak ve sert damakta olur. Raynaud Fenomeni (soğukta el veya ayakta ortaya çıkan beyazlaşma, morarma ardında kızarma) , gangrene neden olabilecek kadar şiddetli olabilir.


Hastaların %50-60’ında fotosensitivite (ışık duyarlılığı) bulunur.Güneş ışınları ile cilt lezyonlarında artış yanında sistemik bulgularda da artış görülebilir.


Yaklaşık %50 hastada klinik olarak belirgin böbrek tutulumu olur. Böbrek yetmezliği SLE hastalarında önemli bir ölüm nedenidir. Her ne kadar ışık mikroskobuyla %30-40 vakada böbrek normal görünürse de, immunfloresans ve elektron mikroskobiyle incelendiğinde, SLE vakalarının hemen hepsi bir miktar böbrek tutulumu gösterir.


Hastaların yaklaşık %20’sinde gö bulguları oluşur. Retinal (göz dibi) vaskülit sık değildir ancak körlüğe yol açabilir.


SLE’de akciğer, kalp veya karın zarı ortaya çıkabilir. Akciğer zarı tutulumu hastaların %30-60’ında bulunur. Hastanın nefes almakla,öksürmekle artan yan ağrısı ağrısı vardır. Buna rağmen radyografik bulgu bulunmayabilir. Akut akciğer dokusu tutulumu, akciğerden kanama olmaksızın akut pnömoni şeklinde görülebilir. Lupus pnömonisi tanısı, infeksiyon etkeni dikkatle araştırıldıktan ve bulunamadıktan sonra konmalıdır.


Kalp zarı iltihabı, akciğer zarı iltihabından daha az sıklıkla ortaya çıkar (%20-30). Otopsi çalışmalarında %60 bildirilmiştir. Klinik olarak kalp zarı iltihabı düşünülmediği halde EKG ile zar boşluğunda sıvı saptanabilir.


Karın zarı iltihabı klinikte sık rastlanmadığı halde otopsilerde %60 olarak bulunmuştur. Akut olarak seyreden bulantı, kusma, yaygın karın ağrısı olan hastalardan karın zarı iltihabı ihtimali düşünülebilir.


SLE’de kalbin tüm tabakaları da eşit derecelerde hastalığa katılır. Libman sacks endokarditi (kalbin iç tabakasının iltihabı) SLE’nin tipik kalp bulgusudur. Çoğunlukla sessiz olmasına rağmen otopsi çalışmalarında %30 oranında saptanmıştır. Lupusta kalp kapakçığı hastalığı da görülebilir. Damar bulgusu bulgu olarak da hastaların %10’unda daha çok bacaklarda damar içi pıhtılaşma gelişir.


Sinir sistemi belirtiler de bu hastalarda oldukça değişiktir. Hastalarda psikoz, depresyon gibi bulgular yanında sara nöbetleri, beyin kanaması, geçici felçler görülebilir. Psikiyatrik bulgulardan depresyon, psikoz kortizon kullanımına da bağlı olabilir. Bu durumda ilacı kesmek gerekir.


Hastaların %50’ sinde mide barsak sistemi bulguları saptanır. İştahsızlık, bulantı, kusma en sık olanlarıdır. Bu bulgular karın zarı iltihabına, bağırsağın damarsal hastalığına veya ilaç tedavilerine bağlı olabilir. Mide barsak tutulumu, yemek borusuna ait bulgular, barsağı besleyen damarların iltihabı, iltihabi bağırsak hastalıkları, pankreas iltihabı veya KC hastalığı şeklinde kendini gösterir.


Hafif veya orta derecede dalak büyüklüğü hastaların %20’sinde saptanır. Klinik olarak hastalığın aktif olduğu dönemlerde, hastaların yarısında yaygın len bezi büyümeleri olur. Bu bulgu çocuklarda daha sıktır. Kan hücrelerine ait anormallikler de hastalığın aktivasyonuyla değişir. En sık bulgu kansızlıktır. Hastaların %10’unda önemli derecede kan hücre yıkımı görülür. Bunu dışında diğer kan hücrelerinde de anormallikler ve azalmalar görülebilir.


ANA (antinükleer antikor), SLE için spesifik değildir. Pozitifliği SLE düşündürür. SLE’de ANA %95-98 pozitiftir. ANA ailesinden olan anti ds-DNA’ nın yüksek düzeyleri hastalık için spesifik kabul edilebilir. Hastaların %75’inde bulunur.


Kompleman düzeyleri (C3 ve C4) aktif hastalarda düşük bulunur.


Aktif böbrek hastalığında, idrarda proteinüri, granül yapıları ve hücreler, silendirler bulunur.


TANI


Eklem ağrıları ile birlikte multi sistem hastalığı olan kişilerde SLE’den şüphelenilmelidir.


TEDAVİ


Yeni tanı almış olan hastada genel tedirginlik hali gözlenir. Hastanın psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Tedavinin yanında hastalar uyku, dinlenme, güneş ışığından korunma, beslenme ve egzersiz gibi konularda ilgilendirilmelidir. Cerrahi müdahale, enfeksiyon, doğum, düşük yapma, psikolojik baskılar hastalığı alevlendirir. SLE iyileşme ve alevlenme dönemleriyle seyreden bir hastalıktır. Alevlenme dönemlerinde kortizon dışı antiromatizmal ilaçlar, sıtma ilaçları, kortizon ve immunsupresif (bağışıklı sistemini baskılayıcı) ilaçlar kullanılabilir.


HASTALIĞIN GİDİŞİ


Son yıllarda gelişen teknoloji ile hastalığın erken tanınması, tedavinin daha hızlı olması hastalığın gidişini iyi yönde etkilemiştir. Beş yıllık yaşam %97, 10 yıllık yaşam %93, 15 yıllık yaşam %83 bildirilmiştir. Hastaların %2-10’unda tam iyileşme olabilir.

Sponsorlu Bağlantılar
Gitti Gidiyor..
 
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anemi (kansızlık) hastalığı nedir, anemi hastalığı tedaavisi Leyll-A Bakım Güzellik 0 11-22-2010 08:01
Küfmantarları hastalığı , derin mantar hastalığı nedir? Leyll-A Bakım Güzellik 0 11-13-2010 18:00
Sistemik Lupus Eritematosus UzZMaN Kadın Sağlığı 0 10-18-2010 14:00
Lupus Erythematodes Ve Gebelik TUtHiii Hamilelik 0 08-08-2010 22:42
Sistemik Lupus Eritematozus Bilgili İskelet Ve Kas Sistemi 0 12-22-2009 14:07



Powered By vBulletin® Copyright ©2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

ShevKose