Peygamberlerin tevbe ve istiğfar etmeleri;
Şanı yüce olan Allah, Kur'ân'da peygamberlerden söz ettiğinde daima

kavramlarını da birlikte zikretmektedir. Hz. Âdem ve eşinin şu duasında olduğu gibi:

(A'raf, 7/23)
Nuh'un duası;

(Hûd, 11/47)
Hz. Halil (İbrahim)'in duası:

(İbrahim, 14/41)

(Şuârâ, 26/87)
Mûsâ (a.s.)'nın duası:

(Â'r af, 7/155-156)

(Kasâs, 26/16)

dedi. (Â'raf, 7/143)
Cenâb-ı Hak Hz. Dâvud'dan da şöyle söz etmektedir:

(Sâd, 38/24-25)
Süleyman (a.s.) hakkında da şöyle buyuruyor. Cenâb-ı Hak:

(Sâd, 38/35)
Ama Yusuf-u Sıddık'a gelince;
Cenâb-ı Hak onun hakkında herhangi bir günahtan söz etmemiştir. Bu nedenle ondan, o günaha uygun düşecek bir istiğfar şekli de zikretmemiştir. Sadece şöyle buyurmakla yetinmiştir:

(Yusuf, 12/24)
Cenâb-ı Hak bu âyette kötülüğü ve fuhşu ondan çevirdiğini bildirmektedir. Bu ifade Hz. Yusuf tan ne kötülüğün ne de fuhşun sâdır olduğuna işaret etmektedir.
Şu âyete gelince:

(Yusuf, 12/24)
Burada kullanılan

kelimesi bünyesinde iki tür bulunduran cins isimlerden birisidir.
Nitekim kavramla ilgili olarak şöyle diyor İmam Ahmed:

Hemm iki türlüdür:
1 - Hatıraların arzusu;
2 - Sırların arzusu.
Kavram bir hadiste şu kelimelerle dile getirilmiştir:
(Buhârî, K. Rekâik, c. VII, s. 187; Müslim, K. İmân, c. 1, s. 118; H. No 131; İbn Abbas'tan Beyhâkî, Şu'ab'ul-İman, H. No 328)
Burada dikkat edilmesi gereken bir nüans vardır:
Şayet söz konusu edilen kul bu arzusunu Allah adına değil başka bir amaçla terkederse onun amel defterine bir iyilik yazılmaz; ancak bir kötülük de yazılmaz.
Hz. Yusuf -salat ve selâm üzerine-, âyette sözü edilen kadına karşı içinde duyduğu arzuyu, Allah için terketmiştir. Bu nedenle Cenâb-ı Hak da onun bu ihlâsı için, kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmiştir. Bu ancak, günahı gerektiren öğe bulunduğu zaman olur ki burada günahı gerekli kılan öğe

tır.
Hz. Yusuf (a.s.)'tan, karşılığında sevap verilen iyilikten başka bir şey sadır olmamıştır.
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

(A'raf, 7/201)