HZ. SÜLEYMAN ve BELKIS;
HZ. SÜLEYMAN ve BELKIS
Hz. Süleyman saltanatlı ve azametli bir peygamberdir. Onun hükümdarlığı bugünkü Filistin, Ürdün'ün tamamını ve Suriye'nin bir bölümünü içine almakta idi. Süleyman (a.s)'ın en önemli özelliklerinden birisi, Cenab-ı Hakkın verdiği bir takım mucizelerden toplum hizmetinde ve yönetiminde yararlanmasıdır. Kuşların dilini bilmesi, (en-Neml, 27/16.) insan, cin ve kuşlardan ordu toplaması, (en-Neml, 27/17.) rüzgârın gücünden yol katetmede yararlanması, (Sebe', 34/12; el-Enbiyâ, 21/81) bu mucizeler arasında sayılabilir.
Hz. Süleyman'ın adının geçtiği her yerde Sebe' Melikesi'nin adı da hatırlanmaktadır. Bilindiği gibi Yemen'deki Sebe' devleti, Melike Belkıs tarafından yönetilmekte idi. Belkıs'ın müslüman oluşu, Hz. Süleyman'ın Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlayan mektubu ile gerçekleşmiştir. Onun asıl adının Belkıs binti Şerahil veya Belkıs binti Hedhad b. Sürahbil olduğu ve yirmi yıl meliklik yaptığı nakledilmiştir.
Hz. Süleyman'ın Belkıs'la karşılaşması şöyle olmuştur: Süleyman (a.s) Filistin'de Beyt-i Makdis'i inşa ettikten sonra, hac için Harem-i Şerife gider. Hicazdan Yemen tarafına yönelir. San'a'ya kadar gidip, orada konaklar, fakat su bulamaz. Bu arada kılavuzluk yapan ve suyun yerini haber verecek olan Hüdhüd kuşu kaybolmuş ve kılavuzluk işi aksamıştı. Ancak Hüdhüd Sebe' Melikesi Belkıs'ın beldesine ulaşmış ve Süleyman'a ondan haber getirmişti. Kur'an'da bu haber şöyle belirtilir:

(en-Neml, 27/23, 24.)
Süleyman (a.s) haberin doğruluğunu anlamak için bir mektup yazıp Hüdhüd kuşu ile Belkıs'a gönderdi ve tepkilerinin ne olacağını bir kenardan izlemesini bildirdi. Melik'e mektubu alınca danışma kurulunu topladı ve Süleyman'dan Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adı ile başlayan önemli bir mektup aldığını ve Süleyman'ın kendisine itaat edilmesini istediğini bildirdi. (en-Neml, 27/27-31.)
Sebe' Melikesi ile danışma kurulu arasında geçen konuşmalar Kur'an-ı Kerîm'de şöyle bildirilir:

(en-Neml, 27/34, 35)
Süleyman (a.s), Belkıs'ın elçilerini geri çevirdi ve teslim olmadıkları takdirde Sebe' ülkesini işgal edeceklerini bildirdi. Bu arada Süleyman (a.s) Belkıs'ın ünlü tahtının bir mucize eseri olarak kendi sarayına getirilmesini istedi, ifrit adlı bir cin, bir kimse oturduğu yerden kalkmadan tahtı getirebileceğini, yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse ise, göz açıp kapayıncaya kadar tahtın önlerinde hazır olabileceğini söyledi. Gerçekten o sırada San'a'da veya başka bir rivayete göre Şam yöresinde bulunan Süleyman (a.s)'ın yanına Melike'nin tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirildi. (en-Neml, 27/35-40.) Tahtı getiren kişi Abdullah b. Mes'ud'a (Ö. 32/652) göre Hızır (a.s) (Alûsî, Rûhu'l-Meânî, X, 203.) İbn Abbas'a (Ö. 68/687) göre ise Süleyman (a.s)'ın veziri Asaf b. Berhıyâ idi. Asaf, dosdoğru (sıddîk) bir kul olup, kendisi ile Yüce Allah'tan bir şey istenince verilen, dua edilince kabul olunan

ni biliyordu. Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olarak veziri böyle bir keramet göstermişti. (el-Kurtubî, a.g.e, XIII, 136; es-Sûyûti, ed-Dürrû'l-Mensûr, VI, 360; Elmalılı, a.g.e, VI, 142,143.)
Hz. Âişe'den (Ö. 57/676) nakledilen şu hadisde bunu destekler:

yolu ile nakil çalışmalarına ışık tutacak niteliktedir.
Belkıs daha sonra adamlarıyla Filistin'e gelmiş, Hz. Süleyman'ın kurduğu göz kamaştıran medeniyet ve sarayında ilahi dinin güç ve ihtişamına hayran kalmıştır. Çünkü billur bir saray ve girişinden meydanlığa kadar büyük bir havuz yapılıp içine su salınmış, yine içine balık
vb. deniz hayvanları konulmuş ve üzeri şeffaf bir kristalle kaplanmıştı. Gerçeğine o kadar benzemişti ki, suya girdiğini sanan Melike, ıslanmasın diye eteklerini toplamıştı. Belkıs'ın bu harika manzara ve olağanüstülükler karşısındaki dua ve teslimiyeti âyette şöyle bildirilir.

(en- Neml, 27/44; bk.el-Kurtubî, a.g.e., XIII, 138, 139.)
Müfessirlerin çoğunluğuna göre Süleyman (a.s) Belkıs'le evlenmiş ve onu mülkünde bırakmıştı. (Elmalılı a.g.e., VI, 146) Hz. Süleyman'la Sebe' melikesi arasında geçen bu kıssa, Tevrat ve İncil'de de çeşitli şekillerde anlatılmıştır. (bk. Tevrat, II. Tarihler, IX, 1-12; İncil, Matta, XII, 42, Luka, XI, 31.) Ancak Kur'an-ı Kerim'de Sebe' Melikesi'nin adı zikredilmediği için, Hz. Süleyman'la çağdaş olan Sebe' kraliçesinin, Mîlattan sonra 250'li yıllarda yaşayan ve adı Belkıs olan bir Himyeri kraliçesinin adı ile karıştırılmış olması muhtemeldir. (bk. Osman Cilacı, «Hz. Süleyman» mad. Şamil İslam Ansik. İst. 1992.) Diğer yandan biri Hz. Süleyman devrinde, diğeri M. S. 250 yıllarında olmak üzere aynı isimde iki Melike'nin yaşamış olması da imkân dahilindedir.
Sonuç olarak, yüce Allah Dâvud (a.s)'ın oğlu Süleyman (a.s)'a büyük bir saltanat vermiş ve Ortadoğuda kendi yüzyılına göre çok ileri olan kültür ve uygarlık eserleri meydana getirmiştir. Aynı dönemde Yemen yöresinde bir kadının yönetiminde Sebe' toplumu vardır. Melike Belkıs'ın yönettiği bu toplumun güneşe taptığını öğrenen Süleyman (a.s) bu yöreye tevhid akidesini ulaştırmak ister. Ancak medeniyetinin üstünlüğünü ona göstererek iman ve hidayetine vesile olur. Burada iman ehlinin, küfür ehlinden daha üstün ilim ve teknolojilere sahip olması gerektiğine bir işaret vardır. Süleyman (a.s)'ın askeri güç yanında bu kültür ve san'at üstünlüğünü öne sürmesi, irade üzerinde baskı ve zorlama olmaksızın ikna metodunu kullandığını gösterir. Özellikle billurdan köşkün inşası, kristal kaplama havuzların yapılması ve kendi tahtının da hazır bulunduğu bir salonda Belkıs'ın kabul edilmesi semavi bir dinin kadına verdiği önemi gösterir. Ancak hak dinin bâtıl karşısındaki bu üstünlüğü açıkça görülünce Belkıs Allah'a iman etmiş ve Süleyman (a.s)'a tabi olmuştur.