AnadoluTayfası.Net ( ATN )
Ah dünya, sen neden böylesin.. Arada bir gülen görmesem, ölesim geliyor, ölesim..
Geri git   AnadoluTayfası.Net ( ATN ) > Vee Ders.. > Dersler.. > Dersler Genel

Halk Kültürü Dersi

Dersler Genel
Halk Kültürü Dersi, Halk Kültürü Dersi Halk Kültürü Dersi Halk Kültürü Dersi Neden Zorunlu Olmalı - halk Kültürü Dersini Kimler Vermeli - Halk Kültürü - Halk kültürü Dersi Hakkında Bilindiği üzere, kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, Türkiye’nin 2006 yılında taraf olduğu, kültürlerin korunmasına yönelik en kapsamlı sözleşme diyebileceğimiz Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’ni imzalamıştır. UNESCO kültürlerin korunması hususunda, örgün eğitim kurumlarının da önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekmiş ve bu ve Halk Kültürü Dersi halk kulturu dersi, halk kulturu dersı nedır, halk kültürü ders kitabı, halk kültürü dersi zorunlu olacak mı, halk kültürü dersinin önemi, halk kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılması, neden halk kültürü dersi, niye halkın göç etmesini engellemistir kısa?, seçmeli halk kültürü dersi, talim terbiye kurulu halk kültürü dersi, talim ve terbiye kurulu halk kültürü kitabı, öcal oğuz makaleleri, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
10-05-2010 17:15 Yazan: RittyBoy
Halk Kültürü Dersi

Halk Kültürü Dersi

Sponsorlu Bağlantılar

Halk Kültürü Dersi Halk Kültürü Dersi Neden Zorunlu Olmalı - halk Kültürü Dersini Kimler Vermeli - Halk Kültürü - Halk kültürü Dersi Hakkında
Bilindiği üzere, kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, Türkiye’nin 2006 yılında taraf olduğu, kültürlerin korunmasına yönelik en kapsamlı sözleşme diyebileceğimiz Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’ni imzalamıştır. UNESCO kültürlerin korunması hususunda, örgün eğitim kurumlarının da önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekmiş ve bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu, UNESCO Milli Komisyonu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü ile temasa geçerek 6-8. Sınıflarda, daha sonra zorunlu statüye geçirmeyi planladığı halk kültürü dersinin ilk etapta seçmeli statüde okutulmasını kararlaştırmıştır. Bu karardan sonra, okullarda verilmeye başlayan derse halk kültürü konusunda eğitim alan Fen-Edebiyat Fakültelerinin halkbilimi bölümlerinden mezun olan öğrenciler yerine genellikle Türkçe öğretmenleri olmak üzere farklı branşlardan öğretmenler girmiştir. Oysa halk kültürü anlamında uzmanlaşmış ve bu dersi beklentileri karşılayacak şekilde verebilecek kişiler halkbilimi bölümünden mezun olan kişilerdir. Söz konusu öğretmenlerin de halk kültürü anlamında eğitim almamış olmaları okutulan dersin istenilen amaç ve ilkelere hizmet etmesini önemli ölçüde engellemiştir. Peki halk kültürü dersinin zorunlu statüye geçmesi ve bu dersi üniversitelerin halkbilimi bölümlerinden mezun olan öğrencilerin vermesi neden bu kadar önemlidir?


Bu soru aslında, söz konusu alanın önemli bilim adamlarından olan Prof.Dr M.Öcal Oğuz’un Türkiye’nin Somut Olmayan Kültürel Mirası adlı kitabın giriş kısmı için ele aldığı makalesinde en güzel şekilde cevaplanmaktadır. Ben de bu anlamda Oğuz’un makalesinin “Ana Dili Yerine Kreş Dili” adlı alt başlığında değindiği kültür aktarım sorunlarını sizlerle paylaşayım istedim.


Günümüz Türkiye’sinde kültürün önemli taşıyıcıları olan “dede” ve “nine”nin de içinde bulunduğu geleneksel aile modelinden, anne baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile modeline geçildiği gözlenmektedir. Öte yandan köyden kente göçün de hızla arttığı göze çarpmaktadır. Günümüz çağdaş kentinde modernite ve değişen yaşam koşullarının da etkisiyle, geleneksel kültürümüzde yer alan “kadının yeri evidir” anlayışı geçerliliğini yitirerek “kadın da olsa çalışmalıdır” şekline dönüşmüştür. Bu anlamda sabah erken saatlerde çalışmaya giden anne ve babalar çocuklarını kreşlere, bakıcılara ya da çeşitli okul öncesi eğitim kurumlarına bırakmakta ve çocuklarını iş dönüşünde geç saatlerde alabilmektedirler. Küçük çocukların erken saatlerde uyutuldukları da göz önüne alındığında çocukların anne ve babalarıyla geçirdikleri zamanın oldukça kısıtlı olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca şehir hayatının iş yoğunluğu aileleri düğün, bayram, cenaze, asker uğurlama vb. birçok toplumsal uygulamadan mahrum bırakmaktadır. Öte yandan artık her evde bulunan televizyonlarda, sabahtan akşama kadar yayınlanan, başka kültürlere göre biçimlendirilmiş çizgi filmlerin çocukları daha küçük yaşta popüler kültürün kodlarının çatısı altında topladığı da dikkat çeken bir başka sorundur.


Somut olmayan kültürel mirasın kuşaktan kuşağa aktarılması değişen yaşam koşullarından dolayı çağdaş kentte kırsala göre daha zordur denilebilir. Bunun yanında televizyonlarda, yabancı yapım dizi ve çizgi filmlerin günden güne daha fazla yer alması ve çocukların anadilinden yoksun bir şekilde zamanlarının büyük kısmını kreşlerde geçirmesi ve geleneksel aile modelinden çekirdek aile modeline geçilmesi gibi etkenler kültürün kuşaktan kuşağa aktarılması konusunda önemli bir engel haline gelmiştir. Bu anlamda kreşlerde, televizyonlarda kültürel zenginliklerimizin ne oranda var olabildiğini düşünmek önemlidir. Popüler kültüre angaje olmuş senarist ve yönetmenlerimizin ortak belleğimize hitap eden kaç yapımından bahsedebiliriz? Selena Selena diye dizi film seyrederken; Pamuk Prenses’in çizgi filmlerini seyrederken; kavga etmez sever beni Romeo Romeo diye şarkı dinlerken; oyuncuya baronluğunun benimsenmesini istersen Robin Hood gibi zenginden alıp fakire vereceksin dedirtirken; cenaze töreninde ölenin yakınlarına hasta ziyaret etmiş gibi geçmiş olsun ya da başka kültürün ürünü olan “toprağı bol olsun” dilek sözünü söylerken acaba bize Türk korku ve iyilik mitleri olan Goncolos’u, Al Karısı’nı, Erlik’i, Peri Kızı’nı, Boz Atlı Yol İyesi (=Boz Atlı Hızır)’ni; Pamuk Prenses masalının unutturduğu Nardaniye Hanım masalını; ninelerimizin anlattığı Zümrüdü Anka masalını; ölümüne sevmenin sembolünün bizde aşkları uğruna yanarak kül olan Kerem ile Aslı, mezarlarında biten güllerin bile kavuşamadığı Arzu ile Kamber, Şirin öldü diye külüngünü havaya atıp başını altına tutan Ferhat olduğunu ve bunların hikayelerini; zenginden alıp fakire vermenin bizdeki kodunun İngiliz toprağındaki Robin Hood değil Anadolu ve diğer Türk coğrafyalarında bilinen Köroğlu olduğunu; ölen kişinin yakınlarına başınız sağolsun, mekanı Cennet olsun denildiğini kim öğretecekti? Ya da başka bir ifadeyle kreşlerde ortak belleğe hitap eden kodlar kullanılmayacak, televizyonlar geleneksel kültür ürünlerini referans göstermeyecek, çağdaş kentin getirdiği yaşam koşulları somut olmayan kültürel mirası yaşatamayacak ve halk kültürü dersleri sağlık bir şekilde verilemeyecekse kuşaklar arasındaki kültür aktarımı nasıl olacak?


Sonuç olarak kültür aktarım sürecinin yalnızca yukarıda verilen birkaç nedenden dolayı bile önemli ölçüde sorun yaşadığını belirtmek uygun olacaktır. Kimilerimize basitmiş gibi görünen bu sorun aslında son derce önemlidir. Bu önem çerçevesinde UNESCO sürekli, kültürleri korumaya yönelik sözleşmelere imza atmaktadır. Bu anlamda halk kültürü dersinin herhangi bir daldan öğretmenin yerine halkbilimi mezunlarının vermesini istemek, söz konusu bölüm mezunlarının iş kaygısından ziyade halk kültürü dersinin istenilen amaç ve ilkelere hizmet etmesi ve geleneksel kültürü yaşatarak onu günden güne yok eden popüler kültürün kıskacından kurtarma düşüncesinden başka bir şey değildir.

alıntıdır

Sponsorlu Bağlantılar
Gitti Gidiyor..
 
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Adana yöresi halk kültürü KingFuAt Adana 0 10-27-2010 09:17
Halk Kültürü Ne Demektir ChAtlackGirlL Dersler Genel 0 10-05-2010 19:45
Atatürk Düşüncesinde Halk Kültürü UzZMaN Dersler Genel 0 09-28-2010 17:45
Halk Kültürü Kaynakları UzZMaN Dersler Genel 0 09-26-2010 21:15
Halk Kültürü Nedir UzZMaN Dersler Genel 0 09-26-2010 08:15



Powered By vBulletin® Copyright ©2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

ShevKose