ALLAH için "karşılıksız paylaşın! ALLAH için "karşılıksız paylaşın!;
KARŞILIKSIZ PAYLAŞIN! Sahâbenin bazılarına hitâp eden bir Âyet Kur’ân-ı Kerîm'den:
Arâbîler, “îmânlıyız” dediler… De ki: “Siz îmânlı değilsiniz!… Ancak müslüman amelleri yapıyorsunuz”!.
Henüz bilinçlerinde îmân yoktur!. Eğer itaat ederlerse ALLAH’a ve Rasûlü’ne, yaptıklarınızdan hiç bir şey boşa gitmez!. Kesinlikle ALLAH Gafûr ve Rahiymdir. “Mümin”ler onlardır ki, ALLAH’a ve Rasülü’ne "B" sırrının idrâkı içinde îmân ederler ve bu îmândan şüpheye düşmezler; bunun neticesi olarak da sorumluluklarındaki tüm malları ve bilinçleri ile hiç bir karşılık beklemeden bu yolda cihâd ederler. İşte onlar “îmân” ehlidirler.” (Hucurat:14-15) “Ey müminler yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?…
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz ALLAH indinde büyük azâba yolaçar”!. (Saf: 2-3) “Yakınlarınız ve evlâtlarınız kıyâmet gününde size hiç bir fayda vermeyecektir; onlarla aranız açılacaktır
” (Mümtehıne:3) “ALLAH'ın kendilerine gazâb ettiği kavmi dost edinenleri görmedin mi?…
Onları ne malları, ne de evlâtları hiç bir şekilde ALLAH’tan kurtaramaz. Onlar azâb ehli olarak sürekli azâpta yaşarlar.
Ve onlar hakikaten kendilerinin bir gerçek üzerinde olduklarını sanırlar… Dikkat edin onlar yalancıdırlar”!
(Mücadele 14, 17-18)
İsterseniz bu Âyetler üzerine düşünelim biraz…
Önce şunu farkedelim birinci Âyet anlamından;
Îmân bilgisine sahip olması ve müslümanlığın gereği olan fiillleri uygulaması, onun îmânlı bir kişi olduğunu göstermemektedir, bu Âyetten çıkan anlama göre!… Hattâ, bu kişi imansız biri dahi olabilir tümüyle, gene bu Âyetteki işarete göre!… Zirâ, fiiller şüphe veya red düşüncesine rağmen ortaya konulabilir.
Kişi inanmadığı halde, menfaati gereği veya içinde bulunduğu şartlar gereği, nezâketi gereği, çevresindekilerin kalbini kırmamak için, ya da bunların çok daha ötesindeki başka düşünceleri dolayısıyla ikiyüzlülük yaparak, bazı söz ve davranışları ortaya koyabilir!. Bu filleri asla “îmân” esaslarının sonuçlarına dayanmayan; kişisel çıkar doğrultusunda olan fiillerdir… Elbette ki burada “kişisel çıkar” sözünü geniş kapsamlı anlamak gerekir.
İman ve imansızlık!.
İnandığını söylemek, ya da ikiyüzlülük veya sahtekârlık yaparak inanmadığı şeyleri söylemek!. Ve buna kendi vicdanını tatmin edecek kılıflar bulmak!.
Bu yüzden demiş Celâleddin Rûmi, “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” diye…
Bu zordur!. Çok zordur!
İnsana çok şeyler kaybettirir böyle olmamak!.
Bunu ancak, “ALLAH”a îmânı dolayısıyla her kaybı göze alabilecek nâdir insanlar göze alabilir!. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan “fakîr”ler göze alabilir!. Çünkü onlar ALLAH için yaşarlar, kimseden bir şey ummaksızın!… Herkesin yarın kaybedeceklerini, onlar dünden kaybetmişlerdir!.
İnsanlarla “ALLAH için = fiysebilillah” bir arada bulunur ve “ALLAH için = fiysebilillah” konuşurlar!
Bunu kaldıramayanlarda elbette onlardan uzaklaşırlar ve Rab edindikleriyle baş başa yaşarlar!. Sonra o Rab edindikleri, kıyâmetlerinde onları terkeder gider; “ALLAH gazâbı” demek olan “ALLAH’tan uzaklıkları” içinde, yalnızlıklarının sonucu olan azâbı yaşarlar tek başlarına!. “Yapamayacağın şeyi niçin söylersin?” hitâbı bunun için çok önemlidir!. “Îmânlıyım” demek bunun sonuçlarını yaşamak demektir!

Îmân, getirisi olan fiilleri ortaya koyup, o fiillerin getirisini yaşamak içindir!.
Îmânın gereği olan fiilleri uygulamadan; îmânın getirisi olan bakış açısını edinmeden yaşamıyorsan; bil ki yalnızca kendini aldatıyorsun!.
Çevrendekileri aldatman sana yarın hiç bir yarar sağlamayacaktır!.
Yaptıkların, niyetinin “ALLAH için” “fiysebilillah” olup olmadığının göstergesidir!. “ALLAH için” olmayan beraberlikler er-geç son bulacak ve kişi bu beraberliğinden dolayı pişman olacaktır!. “ALLAH için = fiysebilillah” ne demektir?
Özündekini yaşamanın ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!.
ALLAH ahlâkıyla yaşayıp, ALLAH bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınındakini-uzağındakini ve dahi tüm yaratılmışları değerlendirmek demektir!.
Karşındakini ALLAH’a erdirmek ve böylece ALLAH rızasının onda açığa çıkması için tüm varlığınla çaba göstermek demektir!. “ALLAH için beraberlik” demek, bu amacı paylaşan “bir aradalık” demektir!.
Kişinin özündeki ALLAH’tan ve bunun sonuçlarını yaşamaktan “gâfil” olması, onun “gazâba uğramış olması” demektir!.
Gelecekte beklenen ateş ya da işkence beklentilerini “gazâb” sanarak; insanın yaşadığı andaki “gazâb”tan gafleti ise, “ALLAH gazâbına uğramış olmasının” açık yaşantısıdır!.
“ALLAH gazâbına dûçar olmuş” kişi, özündeki ALLAH’ı tanıyamamış ve bunun gereğini hâlâ yaşayamamakta olan insandır!.
Bunu idrâk edememek de gazâba uğramışlığın bir başka belirtisidir!.
Evet, bu anlamlar doğrultusunda, yukarıda mânâlarını nakletmeye çalıştığım Âyetleri tekrar okuyup anlamaya çalışırsak…
Ne gerekçeyle olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, ALLAH için yaşamanın zorunluluğunun “îmân”ın gereği ve sonucu olduğunu farkederiz!… “Îmân” bize nasip olmuş ise!.
Bu takdirde, en yakınımızdan en uzağımızdakine kadar, ikiyüzlülüğü bırakıp, inandığımız gerçekleri konuşur, Hakk'ı tavsiye eder, sonuçlarına da sabrederiz… Yapamayacaklarımızı söylemekten kaçınır, söylediğimizi de yaparız! Bugünü çevremizdekilerle hoş geçirmek uğruna îmânımızı satmaz; yarını riske sokmayız!.
Duygusal veya bedensel zevkler uğruna, bizi tatmin edenleri Rab edinmeyip; “ALLAH”a îmânın gereğini yaşarız!. “ALLAH indinde olan, eğlenceden de, ticaretten de daha hayırlıdır” (62-11)
Âyeti bize önemli bir uyarıdır “salât”ın ne olduğunu idrâk etmiş isek! “ALLAH Rasûllüğünün” ve “ALLAH Rasûlü'nün yolunda yürümenin” ne demek olduğunu hâlâ anlayamamışsak, elbetteki bu yazdıklarımın hiç bir faydası da görülmeyecektir!.
Nasibi olan bunları okur ve, “bu da ALLAH’tandır” deyip hitâb edeni görür ve gereğini yaşamaya çalışır; nasibi olmayan da “Hulûsi bu defa da bunları döktürmüş” der; kurunup yolunda devam eder!.
ALLAH, “kendisine îmân eden” ve “îmânın gereği amelleri”, ortaya koyabilenlerden eylesin bizi!.
Kişide, ya îmân açığa çıkmıştır ve bunun getirmiş olduğu bakış açısıyla yaşar kısmetindeki kadarını; bu yüzden “said” =”Mutlu” derler ona; çünkü ebedi yaşamında son durağı “Cennet” boyutu olacaktır!.
Ya da fıtratında îmân yoktur; bunun getirdiği bakış açısıyla yaşar; ve o bakışa göre fiiller, davranışlar ortaya koyar; bu yüzden “şakî” = ”mutsuz” derler; çünkü ebedi yaşamında son durağı “Cehennem” boyutu olup, hayatı “yanarak” devam edecektir!.
Kişinin fıtratındaki “îmân”, o kişiye er-geç, olayların ve fiillerin yaratıcısının ALLAH olduğunu; idrâk ettirerek; kişinin o olaydan dolayı yanmasına son verir!. “Kalpler ALLAH’ın hatırlanmasıyla tatmine ulaşır, yatışır” uyarısını hatırlayalım burada…
Îmân veya îmânsızlık beyindeki bir değerlendirme merkezinin açılıp açılmamasındandır… Hatta diyebilirim ki, “îmân” geni vardır kanaatimce!

Eğer beyin, îmân nûruyla olayları yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur; îmân ışığından mahrum olarak yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur!.
Biz dışarıdan, kişinin bu geni taşıyıp taşımadığını bilmeyiz!… Ancak davranışları, o an için bize kısmî bir gösterge olabilir…
Buna rağmen biz, fiili itibariyle, bu imân nûrundandır, veya imânsızlığın sonucudur desek dahi; onun daha sonraki bir süreçte hangi idrâk içinde boyut değiştireceğini bilemediğimizden, kimse için “îmânlı” veya “îmânsız” şeklinde kesin hükmü veremeyiz.
Genelde kişinin, îmânsız bakış açısıyla yaşamı değerlendirmesi, onun için müjdeli bir gelecek vaad etmez!.
Îmânlı bakış açısıyla yaşayanın dahi, yaşamı sonlanmadan ne olduğu bilinemez.
Rasûlullah Aleyhisselâm'ın bir uyarısı özetle ve hatırımda kaldığı kadarıyla şöyledir: “Savaşta ALLAH yolunda çarpışırken öldüğü bilinen kişiye, sen kendi güçlülüğünü ve hünerini gösterip insanlardan pâye almak için çarpışırken öldün ve şehid değilsin… yerin Cehennemdir; denir.
Büyük zekât ve sadaka dağıtan kişiye, sen insanlardan pâye almak, onları kıramadığın için gönülleri olsun diye vermek amacıyla malını dağıttığın için,yaptığın makbûl değildir, denir ve melekler onu Cehennem'e atarlar…
Âlime, sen insanlar ne kadar bilgili deyip sana pâye versinler ve sana hizmet etsinler diye, geçimini sağlamak için bu ilmini insanlara yaydın, yaptıkların geçerli değildir ve yerin Cehennem'dir; denir…”
Şimdi bu açıdan olayı değerlendirirsek…
Îmânlı kişi, yaptığı her şeyi, “fiysebilillah” = ”ALLAH için”; yâni çevresindekilerden veya karşısındakilerden hiç bir çıkar beklemeden; sırf kendindekini onlarla paylaşmak amacıyla yapıyorsa, bunun yararını görecektir!.
Bunun dışındaki tüm gerekçeler ise, “şirk koşmak” diye tanımlanan îmânsız bakış açısının sonucudur!.
Eğer “gazâb” kuşatmamışsa bizi, vicdânımız ilimle, iğne deliği kadar yerden niyetlerimizi görebiliyorsa; sorgulayalım niyetlerimizi, yaşama ve çevremize bakış açımızı!.
Yarından önce bugün hesâba çekelim kendimizi!.
Aynaya bakalım!. “Düşüncelerinizden mesûlsünüz” (Bakara-284) uyarısını iyi değerlendirelim…
ALLAH için, dürüst ve açık olmak mı?
Maddî veya mânevî çıkarın için, o günlük rahatın kaçmasın diye (kalp kırmama kılıfı altında) yanlışları örtücü olmak mı?
Unutulmasın ki, bugün elimizde ne varsa, yarın hepsini zaten yitireceğiz!.
Değer mi ebedi hayatımızı Cehennem etmeğe üç günlük çıkar için!?…
Hele bir de, o günkü çıkarlarımızı düşünerek bildiğimiz gerçekleri söylemiyor, karşımızdakinin yanlış yolda yürümesine göz yumuyorsak?
Bunun vebâlini alacak kadar güçlü müyüz acaba?…
Hele hele sevdiğimizi söylediğimiz insanların, bildiğimiz gerçekleri onlarla paylaşmayarak, kangrenlerinin ilerlemesine göz yumuyorsak dünya rahatımız ve çıkarımız için; bu zulmün bedelinin faturası nasıl gelecek acaba karşımıza?
Evet, imân, insanın “fiysebilillah” yaşamasını getirir sonuç olarak… Tüm dünyalığını yitirmeyi göze aldırır!… Gerçekten sevdiklerini yarın yanacakları ateşten korumak için elinden geleni yaptırır!
Malıyla, canıyla, ilmiyle, sevdiklerinin yanan evin içine düşmemeleri için ne gerekiyorsa onu yaptırır imân…
Îmân nuru yoksa o kişide, gününü daha rahat geçirmek için yaşar sadece!. Ölümötesi şartları ve karşılaşacaklarını düşünmez!.
Sadece daha fazla kazanıp daha rahat yaşamaktır amacı… En yakınlarını bile bu yolda fedâ eder!. Dünya batağında çırpınan en yakınlarına bile bir tekmeyi de o atarak, âhiret için bir şey yapmadan yalnızca dünya için beyinlerini çalıştırmalarına göz yumar!.
Düşünmeyiz ki, her insan Deccal fitnesiyle karşı karşıya kalır yaşamında! Bekleriz hep kıyâmet öncesinde gelecek sağ gözü kör Deccalı!. “Deccal”iyetin, kişinin, kendisini “ALLAH”tan ve “hilâfetten” alakoyan dünyası olduğunu; dünya zevkleri için beyin çalıştırmanın Deccal'ın Cenneti'ni seçmek; ölümötesi yaşama hazırlanmak, “fiysebilillah” yaşamak ve “halifelik” sırrına ermenin de Deccal'in Cehennem'ini göze alıp içine atlamak olduğunu farketmeyiz bile!.
Çünkü bu konuları hobi olarak, veya vicdanımızı rahatlatacak kılıflar olarak ele alıp; haftada bir kaç saat bu konuyla ilgilenerek muhteşem bir şekilde kendimizi aldatırız!.
Îmân, yaşama bakış açısını oluşturur
Fiillerinin de yaptıklarına göre otomatik olarak sonuçlarını yaşarsın!.
Îmânsızlık da böyle!. O bakış açısıyla değerlendirme yapar; bu değerlendirmeye göre davranışlar ortaya koyar ve neticede bunun sonuçlarını yaşarsın!…
Yine Rasûlullah Aleyhisselâm'ın şu uyarısını hatırlayalım… “ALLAH bir kavim yarattı Cennet için…
ALLAH bir kavim yarattı Cehennem için…
Kalem kurudu… Herkes kendisine kolaylaştırılmış olanı başaracaktır!.”
Öyle ise dostlar şu gerçekleri iyi farkedelim;
Rasûllulah’ın, açıkladığı “ALLAH”a îmân dışındaki, bütün îmân objeleri, kişinin ölümötesini kabûle dayanan fiilleri zorunlu kılan îmân objeleridir…
Kişiler bunları uygulayarak, “eslemna” = ”müslüman amelleri ortaya koyuyoruz” derler… Ama, Kur’ân uyarısına göre, henüz îmân etmemişlerdir!.
ALLAH’a *B* sırrıyla îmân edip, “hilâfetinin” gereği olan amelleri doğal olarak “fiysebilillah” ortaya koyabilen; yaşamı bu bakış açısıyla değerlendirenler ise “îmân” ettik diyen müminlerdir; ki onlar da basîretlerine göre birkaç sınıftır… En aşağısı “mutmainne”dir!.
Herkes kendi yaratılış amacına ve kemâline sağlam adımlarla yürümektedir…
Ama, aramızda, kemâli, devedikeni ekip gül üreyeceğini sanmak üzere olanlar da vardır; gül tohumu ekip, gül bekleyenler de!
Ha bir de, gül tohumu ektiğini sanarak, devedikeni tohumunu saçmaya devam ederken, uyarıldığı halde bunu kâle almayan anlayışı kıtlar!.
ALLAH sistem ve düzeninde mâzerete yer yoktur; herkes bakış açısının, getirdiği değerlendirmelerin ve sonucu olan davranışlarının karşılığını otomatik olarak alacaktır!.
Yarındakiler, bugün bizi kara kara düşündürüyorsa; yarın da yakacaktır!
Şefâati, ne gerekçeyle olursa olsun, değerlendirmeyenlerin, sonuçlarını da beklemeye hakları yoktur!. |