O Vakit gelmeden tövbe edelim!!! O Vakit gelmeden tövbe edelim!!!;
O Vakit gelmeden tövbe edelim Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 1
Allah kolaylık verir Ruhen ve kalben daima Allah-u Zülcelal'e yalvarıp Allah-u Zülcelal'den istememiz lazımdır. O'nun şefkati ve merhameti çoktur.
Önümüze maddi yada manevi, zor bir şey geldiğinde: "Bu işi ben yapamıyorum, bu benim işim değildir, çok zor bir iştir, ben yapamıyorum" diyoruz. İşte o anda: "La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim" dediğimiz zaman, Allah-u Zülcelal, kolaylık verecektir.
"Benim bu günahtan kaçınmaya veyahutta bu işi yapmaya, kuvvetim yoktur, Allah-u Zülcelal'in ibadetini veya bu dünya işini yapmaya kuvvetim yoktur. Ancak o azim olan Allah-u Zülcelal'in kuvvetiyle bunu yapabilirim" dediğimiz zaman, Allah kuvvet ve kolaylık verecektir.  Tevbenin Üç Şartı Vardır Kalpden büyük bir pişmanlık duymak.
Dil ile Allah-u Zülcelal' e tevbe etmek.
Âzâları günahların üzerinden çekmektir.
İnsan pişman olmuş bir kalp, tevbe eden bir dil ve günahlardan korkan ve uzak durmaya gayret eden bir vücut ile Allah-u Zülcelal' in huzuruna çıkarsa, Allah-u Zülcelal de ona merhamet ederek, af ve mağfiret eder.
Bir kimse,
Günahların çirkinliğini ve sonunun ateş olduğunu bilir,
Allah-u Zülcelal' in azabına karşı kendi acizliğini hatırlarsa,
günahlardan kendisini muhafaza etmeye gayret etmiş ve tevbeye sarılmış olur.
Hiç kimse nefsinin hilelerinden emin olup tevbeyi terketmemelidir. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede:
“Fakat, insan ileriye doğru daima kötülük yapmak ister.” (Kıyame; 5)
buyurmuştur. Onun için insan daima kendisini kontrol altında tutmalı, daima tevbe üzere bulunmalıdır.
Tevbe, insan için hem dünyada hem de ahirette kurtuluştur. Allah-u Zülcelal tevbe edenleri methederek bir ayet-i kerimede:
“Ey Rabb'imiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al” (Ali İmran; 193) buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)' de bir hadis-i şeriflerinde:
“Her kim, tevbe etmeye devam ederse, Allah da onun sıkıntısını neşeye çevirir, darlığına bir çıkış yolu bulur ve ummadığı bir yerden onu rızıklandırır.” (Buhari Tirmizi) buyurmuştur.
Rivayet edilmiştir ki:
Bir demirci, kızgın demiri eliyle tutuyordu. Bunun sebebi sorulunca şöyle anlattı: “Bir kadına aşık olmuştum. Ona mal verip münasebette bulunmayı teklif ettim. Kadın dedi ki: 'Benim kocam var, mala ihtiyacım yok.' Bir müddet sonra kocası öldü. Ona evlenme teklif ettim. Dedi ki: 'Çocuklarımı perişan etmek istemiyorum.' ve teklifimi reddetti. Bir süre sonra, geçim darlığına düşünce, bana haber gönderdi. Ben de: 'İsteğimi yerine getirinceye kadar sana bir şey vermem' dedim. Teklifimi kabul etti. Beraberce bir odaya girince ürperdi. Neden ürperdiğini sorunca: 'İşiten ve gören Allah' tan korkuyorum' dedi. Ben de onu bıraktım. O da: 'Allah seni ateşten korusun' diye dua etti. İşte o günden sonra dünya ateşi beni yakmıyor. Allah-u Zülcelal' den beni ahirette de yakmamasını diliyorum.” dedi. İşte tevbe böyledir. Kim Allah-u Zülcelal' den korkar ve daima O' nun huzurunda olduğunu hatırlarsa, günah işlemeye cesaret edemez. Böylece de cehennemden kurtulur ve Cennet-i Alâ' nın nimetlerine kavuşur. Nitekim Allah-u Zülcelal tevbe edenlere ahirette büyük mükafatlar vereceğini beyan ederek bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah' a dönün. Umulur ki Rabb'iniz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar.” (Tahrim;

Tevbe, bütün müminlere farzdır. İnsan tevbe ettikten sonra kendisini bütün hata ve günahlardan uzak tutmaya gayret etmelidir. Onun için Hz. Ali (R.A) demiştir ki: “Tevbe etmek farzdır. Fakat tevbe etmeyi gerektiren şeyleri terketmek ondan önce farzdır.” |
| | |